Gidiyor gönlümüzün mevsimi ! Güneş Başak’ta.

Gökyüzünde Başak takımyıldızının nasıl oluştuğunu bilir misiniz ? Bir rivayete göre; Yunan mitolojisinde elinde başak demeti ile resmedilen ASTRAEA, saflık ve masumiyetin simgesidir. Adalet Tanrıçası Themis’in, Zeus ile olan birleşmesinden meydana gelen kızıdır. Düzenin temelidir Astraea. Kusursuz bir hizmetçidir. Altın Çağı’nın sonunda, Demir Çağı’na geçilmek üzereyken açılan Pandora kutusundan çıkan kötülük tüm insanoğluna yayılmış, dünya sanki bir cehennem olmuş. Yoksulluk ve ardı arkası kesilmeyen felaketler düzeni tümden değiştirince, ahlaksızlıklar artıp da adaletsizlik her bir yanı sarınca, Astraea yeryüzünden kopup göğe çıkmış ve Başak takımyıldızı oluşmuş. Çünkü yeryüzünde artık ne masumiyetin ne de adaletin kalmadığını ve düzeltilemeyeceğini gördüğü zaman, ümidini kaybettiği yerde duramamış Astraea. Gerekirse gökyüzünde yalnız kalırım ama yine de “düzen” olmayan yerde durmam, duramam demiş. Çünkü o yaptığı her işin en iyisini yapmak için elinden geleni ardına koymayanmış hep ve herhangi hatalı bir davranışta başta kendisine olan hoşgörüsünü kaybedermiş, kendini suçlarmış. Belki de Astraea, Pandora’nın kutusundaki kötülüğün sebebi sandı kendisini, affetmedi, kabul etmedi de gökyüzüne çıktı, kim bilir.

Güneş’in Başak Burcu’na geçmesi hasat zamanının geldiğini anlatır. Gökyüzü seslenir, der ki; yaz mevsiminin bütün güzelliklerinden faydalandırdım seni, Güneş’in ışığıyla sana zindelik kattım, yaz akşamlarında Ay’ın şavkıyla gönlünü hoş ettim senin. Topraktan, denizden çıkanla sofranı şenlendirdim, eğlendirdim, sana renk kattım, kızıllaştırdım, güzelleştirdim. Şimdi ufaktan karınca misali çalışmaya hazırlan. İyiyi kötüyü ayır. Kendine, yeni mevsime doğru ilerlerken bir çeki düzen ver. Sorumluluklarını hatırla. Mevsim sert geçebilir, sen önlemini al. Geri çekil, şöyle bir bak önüne, ne bozuk gözüküyorsa gözüne düzelt. Yapılacaklar listesini hazırla. Sınıflandır, atılacakları at, tutulacakları tut. Arın, saflaş. Temizlen. Doğallaş. Sadeleş.

Kimdir, nedir BAŞAK ?

Başak Burcu mitlerini anlatan hikayelerinin ana fikri daima “tam” olmakla ilgilidir. Tam olabilmek için tüm detaylara hakim olmak ve o bütünün oluştuğu tüm parçaların işlevini biliyor olmak gerekir. Derme çatma işler yarın başına iş açarsa korkusundan gerekirse oturur, her şeyi sıfırdan ele alır ve “mükemmel” olana kadar da büyük çaba gösterir Başak. Belki mevsim gereği hala ince penyeler giyiliyor olabilir ama olası bir yağmuru da hesaba katıp yanına yedek hırka ya da şemsiye mutlaka alır. B planlarına da hakim olmalıdır, hatta C’lere de. Negatif olasılıklara önlem ala ala pozitif düşünceden uzaklaşır ve dolayısıyla ne düşünürsen o’dur kuralından hep o negatif olasılıkları da yaşar. Aldığı önlemler elbette ki mükemmeldir, ve bu görülsün diye çok uğraştığından da bi’ zahmet bir “aferin” bekler. Gelmezse o aferin, acımasızca eleştirmekten de kendini alamaz. Aslında çok da haksız sayılmaz.

Soru daima şudur : “Ne işe yarar?” Mantığı yok mu, o halde gereksizdir. İki kere iki dörttür. Ötesi yoktur. Gerçekçidir, elle tutmak, gözle görmek, fayda sağladığına emin olmak ister. Olmazsa olmaz, güven duymaz, içi rahat etmez. Garanti ister. Sağlıklı olmayanı seçmez. Tüm koşullar mükemmel hale geldiğinde ise, ŞİFA dağıtır. Nerede yardım lazım, orada biter. Gördüklerini analiz edip, bütün varlığıyla çözüm sunar. Karşısındakinin bunu alması için inanılmaz bir çaba gösterir. Fedakarlığının sınırı yoktur. Dinlenilmek ister, çünkü sunduğu çözüm kusursuzdur ve uygulansın ister. Yapılmadığında ise küser, kızar, yargılar, yalnızlaşır. Çünkü bilir, bir gün kendisinin haklı olduğunu anlayacaklardır ama iş işten geçmiş olacaktır. Sonradan haklı çıkmanın bir faydası yoktur ki. Ama yine de merhametinden şüphe edilmez, bir sonraki problemde yine görüşülecektir. Başak dediğin, problem çözendir.

GÜNEŞ BAŞAK’a geçtiyse…

Zodyağı yarıladık demektir. “Daha dün bahar değil miydi de şimdi yaz bitiyor” hüznü saracak malum hepimizi. Eh artık mevsim sonbahara yüz tutacaktır, bu kocaman ve acımasız gerçekle ufaktan yüzleşme zamanındayızdır. İçimize bir çekilesimiz, ketum tavırlar gösteresimiz olasılık dahilindedir. Güneş Başak’a geçtiyse, gökyüzü hatırlatacaktır; güzel şeyler hep çabuk geçiyor ama diğer yandan bu hüznü yaşamak için zamanımız da çok yok, yeni sezon gümbür gümbür geliyor ve yapılacak çok şey var. Buğdaylar saplarından arınmalı, domatesler ise kavanoza girmelidir. Tatili biten çocuklar bir üst sınıfa gidecek, büyüyen bedenleri düşünülecek, ihtiyaçları giderilecek. Büyükler hep bir hesapta kitapta olacak, hedefler sıralanacak, geçen yarı dönemde ne ekildiyse o biçilecek, bakacaklar eldeki hesaba, tutmuş mu tutmamış mı, analizini yapacaklar falan.

Olur olur, hepsi olur, doğalından akar hayat, gideriz gitmemiz gereken yere, değişimlere alışıktır çoğu bünye, sıkılmadan yola devam etmeli, olduğu kadardır, olmadığı kaderdir, hepsi yaşama dairdir.

Biz yeter ki unutmayalım :

Çıplak ayak bastığın kumlara, mezeli dostlu sofralara, deniz kenarında başlamış aşklara, edindiğin yeni arkadaşlıklara, şezlongun ş’si neşesine, hayat kurtaran bephanthene, kokulu tarla domatesine, kimine su, kimine şeker olarak dönen soğuk bir dilim karpuz ferahlığına, ahşap ya da fiber güvertelere, bronz tenlere, gülerken ve güneş yüzünden kısılan gözlerine, parmak arası terliklerinden askılı elbiselerine, tek-duble arası kadehlerine, o yazın sende yer etmiş şarkısına, tenine değmese de olur ama yine de adettendir, olsun dediğin ince pamuk pikelere, “esmiyor” karikatürlerine, denizler kralı Poseidon’a, yaz boyu geri giden Kronos’a, yılı yarılarken yaşadığın bütün yeniaylara ve dolunaylara, rızkına, aldığın ve verdiğin nefese, sağlığına, doğanın buz büyüklüğünde yağan dolusundan, sarsıntılar yaşatan yeraltı enerjisine dahi bize kattıklarından dolayı teşekkürü borç bilmeyi unutmayalım.

Ve bunların hepsine veda ederken, bir sonraki buluşmaya kadar ne kadar özleneceklerini sesli sesli söyleyip söz verelim. Madem ki şurda yazın bitmesine kaç var hüznündeyiz, havalar henüz bozulmamışken, hiç kaçırmamalı bundan sonraki açık hava gün batımlarını. Çarşaf gibi mavinin yakınlarında ya da üzerindeyken AY’ın o gümüş ışığındaki romantizmi daha da çekmeli içine. Hoş karşılamalı Eylül’ü ki, Ekim’ler, Kasım’lar, Aralık’lar da bize güzel anlar biriktirmek üzere yarışsınlar kendi aralarında.

Mevsime vedayla, yeniden kavuşmaya şimdiden özlemle.

Çağla Akgün

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s