MANİFESTO ! Dolunay TERAZİ’de…

Ne biçim bir gerginlikse bu, hepimiz delirmişiz. Nasılsın diye soruyorsun, yalandan bir iyiyim çekiliyor önce, sonra samimiyse DEĞİLİM itirafı geliyor. Ne olduysa ya da kendimize neler ettiysek, içinden çıkamaz hale gelmişiz. Çıkamayız tabii. Kendimiz olmazsak daha çok çukurlar bulur bizi.

Mesela benim bahanem Merkür Retro’su. Dağılmak ama ne dağılmak. Hiçbir aksiyonumun arkasında duramıyorum, her şey değişiyor. Tek kerede bir tane iş bitiremedim. Yemeyeceğim diyorum, 10 dakika sonra yiyorum mesela. Şimdi oturuyorum, yapacağım diyorum, üzerinden üç gün falan geçiyor. Bağlıyorum Merkür retroya, ama rahatlayamıyorum. Geçmiyor arkadaş, ne uzun geldi bu sefer. Kayboldum yeminle. Geçinemiyoruz kendisiyle ezcümle.

Ay üstüne bir de DOLUNAY etkisine girdim mi af’edersin. N’aber diyene sananeee diyesim geliyor. Bir tane pozitif kelime mi çıkmaz insanın ağzından, hayır bir de benden çıkmazsa kimseden çıkmaz, Yay’ım ben yahu. Karşımdakini anlamaya çalışmak bir yana onu dinlemeye bile sabrım yok. Normalde iki saatten fazla depresyona giremeyen ben, “yok, olmadı bu hayat, kopacaksa kopsun da kıyamet, yeniden başlayalım” ümitsizliği ve yorgunluğuyla sürekli uyumak istiyorum falan.

No no no… Olmaz böyle… Ne diyor gökyüzü, neyi fark etmemizi istiyor, bir daha bak kızım sen dedim. Merkür Retro ya, kesin dikkatsizsindir dedim. Dün gece oturdum başına. Önce gökyüzüne baktım, nasıl güzel AY, böyle gözlerim dolu dolu oldu, yengeç ya benim yükselen, seviyorum kendisini vesselam. Neyse sonra açtım haritayı. İçim bir daralmak, tövbe tövbeee…evlerden uzak. Başrolde Satürn, kontrol edilemez bir yerde. Pluton “selam, benden kaçacağını mı sandın” edasında, o Güney Ay Düğümü yok mu o Güney Ay Düğümü, yine düşüreceğim seni tadında. Meali şu : “yıktın yıktın, yıkamadın sı..tın” yani. Kovamıyorsun, göremiyorsun, “ne olacak lan acaba” merakı asla olumlu cümle kurdurtmuyor falan. Kapattım.

Neyden korkuyorum acabaların biri bin para şeklinde takılıyorum günlerdir. Bir şeyler çıkıyor da, işte “yorgunum” hissiyatı da vuruyor. Yap bi’ güzellik be hadi diye dilendim de evrenden bütün sevimliliğimle, yine olduramadım. Böyle beklemek de hiç bana göre değil yalnız, kavga da edemiyorsun, öyle güçlü gökyüzü filan.

Bu benim kendi ruh halim. Sen de bunu okuduğuna göre, aşağı-yukarı benzer hislerle dolanıyorsun biliyorum. Bak şimdi yaklaş, önemli bir şey diyeceğim :

Gökyüzüne azıcık da olsan inanıyor olmalısın ki, okudun bi’şeyler ve anlatılmak isteneni negatif aldın ve iyice düştün biliyorum. Aslında ne demeye çalışıyoruz, biz şu gökyüzünü okuyanlar camiası biliyor musun, şu soruyu kendine sormanı bekliyor gökyüzü diyoruz :

KİMSİN SEN ?

Cevabı da çok basit : KARŞINDAKİNİN ta kendisi !

Beğenmiyorsan ya da huzursuzsan, değişeceksin, değiştireceksin.

Dolunay TERAZİ’de. İlişkiyiz biz hepimiz, birbirimizle kurduğumuz BAĞ’ız.

Şu aralar memnun olmadığını biliyorum kendinden de karşındakinden de. Cevap alamadığını, gözükmediğini ve buna sinirlendiğini, ne kadar nazik düşünsen de anlaşılmadığını, “hayır” diyemediğini biliyorum. Ve lakin, zaman doldu. Daha fazla tutmamalı, tutunmamalı, sıkı sıkı tuttuğumuz ve kendilerinin artık “yük” olduklarını saklayamadığımız ne varsa sakince ve nezaketle ve zarafetle bırakmalıyız şöyle. Aksi halde DOĞAMAYACAĞIZ !

Saatler 04:42’yi gösterdiğinde Ay, Güneş’in tam karşısına geçiyor ve dolunay gerçekleşiyor. Gerginiz ve her şeyin farkındayız. Öyle o haliyle geçinip-gidemez haldeyiz. Teknik olarak nasıl çıkacağımızı biliyor olup, ya-pa-ma-ma hastalığına yakalanmışız tadında bir dolunay yaşıyoruz. Bütün haşmetiyle cillop gibi eşsiz güzellikte Ay yukarda ama, gel gör ki karşısına “kendin değilsin, uyan” diyen Chiron’la kavgada. Yani kendini seçmezsen yaralarım seni manifestosu çekiyor gökyüzü.

MANİFESTO !

YAŞASIN HAYAT, BUDUR MANİFESTO !

Topla aklını başına, yarın baharın ilk gününe uyanacaksın. Hem kaç bahar kaldı ki şurada, niye harcayasın ? Güneş KOÇ’a girmiş, kendini iyileştirmeyi bileceksin. Bütün kış uzaktan baktığın denize ayaklarını cıbıl cıbıl sokmak zamanı gelmiş, dalgaların tatlı sesine, sıcak günlerin varması şerefine bir şükür çekip devam edeceksin. Deri değiştireceksin, üzerindeki paltoyu dolaba kaldıracaksın, çoraplar çekmeceye girecek, “tshirtlü günler geliyor, koşun” tadında karşılamayan yarını, yeniye DOĞAMAYACAK.

Biten biter, giden gider. Sana sen kal lütfen !

Gerim gerim geril tamam ama Terazi’nin gamze olduğunu da unutma. Çıkartmalı onu ortaya !

Terazi’yi Venüs yönetir, Venüs “sevgi”dir. Ve sevgi kesinlikle özgündür, bağımsızdır. Özgürleş güzel kardeşim. Sana seni anlatmayandan, memnun olmadığın senaryonun başrolü olmaktan çıkman lazım, anla.

Can’ım Sezen’cim ne demiş “MANİFESTO”sunda, tam da Güneş Koç’a girerken hatırlayalım :

İçimdeki o oyun bahçesi 
Ne oyası ne boyası ne de maskesi
Hadi kapa gözünü bir hayâl kur
Lalalala lunapark sahnesi

#yaşasınhayatbudurmanifesto

 

Not: Bu yazı çok edebiyat içeremedi, ama kalbimde cümlemize iyi gelmek niyeti ve samimiyeti vardı, biliniz.

Çağla AKGÜN

1 Comment

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s