Düşünün ki Başak yıldızı gökten aşağı indi. Bir bir hepimizin nerede eksik-gedik varsa onu kontrole geldi. Nerde neyi yanlış yapmışız, detaylarda gördü ve bizi uyandırdı. Siz bütün sevimliliğinizle bırakmak istemediğiniz alışkanlıklarınızı savunup onları tutmak isterken o size net net “hayır” dedi. O hayır’lar biliniz ki sizin hayrınızadır.

Devamını oku

Duyguda huzursuz olunca insan “neyi nerde yanlış yapmış olabilirim ki” soru denizinin içinde kayboluyor, hata arıyor da arıyor, öyle didik didik ki bu arama gerekirse bozup baştan yapmaya hiç üşenmiyor. Ama böyle olunca da işte “an” kaçıyor. Ne teslim olmaya oluyorsun, ne şimdinin keyfi var, ne de düşlere izin verebiliyorsun. Böyle kaybolmuş gitmiş gibi, bir kurban gibi. Ne işe yarar ki bu ? Şu işe yarıyor : durum analizinde ma’şallah üstüne olmuyor. Tek tek birleşiyor o bulmacanın parçaları, ayırmış oluyorsun iyiyi-kötüyü, doğruyu-yanlışı. Ohh için de bir rahat ediyor, çözdün ya mis hissediyorsun kendini. Tamam ama -işte hep bir ama- hanimiş benim duygularım, nereye kaçmış yaşayamadıklarım ? -Meli/-malı listelerim yüzünden bastırılmışlığımın hesabı peki ? “Benim hata yapma lüksümü elimden alanı bir bulsam ahh” oluyor bu işin önü sonu.

Devamını oku