gökyüzü der ki
Venüs’ün astrolojide en ifade bulduğu alan sevgiye olan yaklaşımımızdır aslında. Sevgi uyum ister, huzur ister, paylaşmak ister, aşk sever, flört etsin ister. En zararlı olduğu yer Akrep’tir. Kriz sevmez Venüs, huzursuz ikircikli işlerden hoşlanmaz. Ya benimsin, ya toprağınsın tadında takıntılı ve manipülatif durumlar karşısında başarılı olamaz. Bu yüzdendir Troya savaşında Diomedes tarafından yaralanınca Zeus, Afrodit’e “ sen savaştan uzak dur, senin işin savaşmak değil sevişmek” demişti. Akrep’teyken ikili bir savaş halindedir Venüs ve bu savaşın kazananı yoktur !
Yukarısı karışık, Satürn-Güneş/Ay-Merkür kavga kıyametteler. Zor zor olalı böyle zor olmadı tadındalar. Herkes birbirine meydan okuyorsa yukarda, kazanan kim olacak sorusunun cevabı için gözleri SATÜRN’e çevirin derim. Satürn’ün, yani bizi disipline eden gezegenimizin, büyük öğretmenimizin şakası yok, iyi hal indirimi falan olmaz bunda. Ona çalışarak, emek vererek göstermek zorundayız kendimizi, söz dinleyeceğiz. Temeli sağlam olmayan yapılarda barınmayacağız. Her şeye rağmen “olsun, ben razıyım” cesaretimiz de takdir falan edilmeyecek. Gariban edebiyatı işlemeyecek. Göze alacağız bazı şeyleri, kendimiz olurken verdiğimizi sandığımız kayıplarımızın kazanç olduklarını unutmayacağız.
28 Haziran Perşembe sabahı saat 07:52’de Oğlak burcundaki Ay ile, Yengeç burcundaki Güneş tam karşıt halini alacak ve dolunay meydana gelecek. Duygularımızın gezegeni Ay’ın Oğlak konumu pek tatsızdır. Kendimizi yalnız hissederiz bu konumda, pek bir ifadesiz, pek umutsuzuzdur. Korkarız bir şeylerden. Maneviyatımızı ortaya çıkarmak en güzel çözüm olabilirdi bu dolunayda ve fakat gel gör ki, irademiz çok sıkışık bir alanda konumlanmış. Kontrol edemediğimiz alandaki ışık bizi korkularımızla yüzleştirecek gibi duruyor. Karmalar bir bir gözümüze gözümüze sokulabilir, endişeler ve sonrası anksiyetelerle nasıl baş edeceğimizi bilemez hale gelebilir etkilerde olabiliriz. Korkular, ah o korkular, cılız umudumuza karşı nasıl da acımasızlar !
Bir özgürlük şampiyonu olmak için gereken reçeteyi sunmuş bize Stefano yıllar önce. Bunu şimdi anımsamak ve uygulamaya geçmek için daha güzel bir zaman dilimi olamaz. Dolunay’ın etkilerini hafifletmek için önce zihinsel özgürlüğü yakalamamız gerek. Kucağımızda bazı krizler var ve bu durumla mücadele ederken kendi bildiğimiz yoldan gitmeye meylimiz olabilir. Yanılmamız olağanüstü mümkün. Böyle bir şey hissediyorsak ve huzursuz oluyorsak; 1. Adaletin terazisinden şaşmamalıyız. 2. Kimseye böbürlenmemeliyiz. 3. Hedef peşinde her yol mubahtır kafasından uzak olarak ilerlemeliyiz.
Öncelikle tüm İkizler burçlarının doğum günü kutu olsun ! Çünkü Güneş 21 Mayıs’ta İkizler’e geçiyor olacak. Apollo ve Hermes karşılaştıktan sonra nasıl bir ömür birbirlerinden çok uzaklaşamadıysa, Astroloji’de Güneş de Merkür’den en fazla 28 derece uzaklaşır. Bu aynı zamanda egomuzun(Güneş) zihnimizden(Merkür) uzak olamadığını da anlatır. Fikrimiz neyse zikrimiz odur meselesi tam olarak buradan kaynaklanır. Merkür’ün de 30 Mayıs’ta İkizler’e geçmesiyle birlikte hem fiziksel hem de zihinsel bütün işlevlerimizin hız kazanacağını söyleyebiliriz. Neler olabilir ?
Akrep’in insan üzerinde yarattığı korku başka bir şeydir. Karşı karşıya kaldığınızda büyü yemiş gibi olursunuz. Daha ilk bakışından etki altına alınırsınız. İlk dakikadan karanlıklarınıza sızıverir. Kötü niyetinizi hisseder ve o andan sonra da kendinizi sokulmuş bilin, zehirlenirsiniz, ölürsünüz. Herhangi bir Akrep’le yaşadığınız her neyse, orada mutlaka ölüm ve yeniden doğmanız gereken bir şey vardır. Dönüşüm şarttır. Geri dönüşü de yoktur. Savaştır Akrep. İçsel ve huzursuz bir savaştır. Değişmeye karşı direnciniz işe yaramaz, sizi kendi derinliklerinizle yüzleştirir. Krizler çıkartır. Çözüme doğru gitmek zorundasınızdır ve aksini yapmazsanız yenilgiden kaçamazsınız.
16 Nisan sabahı hepimiz “atıl kurt” güdüsüne uyanacağız. Öyle bir uyanış ki, öyle bir farkındalık hali ki, ateş ateş böyle, deli deli. Güneş ve Ay Koç burcunda buluşuyorsa, buluştukları yerde URANÜS onlara kucak açmışsa, içimizden bir ses bize bir şey der ve gerisini düşünmeden atılma isteği duyarız. Yani, böyle birden bire, aniden, beklenmedik bir şey olursa durumu garipsemeyin. Durum, olağanüstü olağandır hazır olun. Bir şimşek çakıverirse, bir yıldırım düşüverirse, bir oldu-bitti hal alıverirse her şeyin yeniden başlaması icap edebilir. Kopan kopar, kalan sağlar bizimdir.
Işık tanrısı HELİOS ki, GÜNEŞ ile ifade bulur, her sabah şafaktan hemen sonra dört beyaz ve güçlü atıyla doğudan yola çıkar ve batıya ilerler. Vardığı yerde yorgun atlarını dinlendirmek için geceyi AY’a emanet eder. Ertesi gün tekrar doğudan yine yola koyulur. Bu döngü, sonsuz neresiyse oraya kadar da devam edecek. Ve biz insanoğlu da kendi sonsuzluğumuza kadar, her sabah kendimizi yeniden ve ışık parlaklığında yaratacağız. Doğan her yeni günün rızkı yazılıdır ve hepimiz bu rızıktan nemalanmışızdır, unutursak kururuz !